ANA MENÜ

YAZILARDAN SEÇMELER

RADYO DİNLE

TARİH SİTESİ TARİH SİTESİ - BAĞLAMA

REKLAMLAR

TARİH SİTESİ TARİH SİTESİ - BAĞLAMA
.45

BAĞLAMA
Perşembe, 21 Haziran 2007

Image

Anadolu'da Kopuz Kavramı  [değiştir]Kopuz, Asya Türklerinden sonra en çok Anadolu ve Rumeli'de benimsenmiştir.Kopuzun yapısında zaman içinde meydana gelen değişim ve gelişimler

, onun bu topraklarda yayılışının eskiliğini ortaya koymaktadır. Kopuzun Anadolu'ya gelişi ve yayılışı ile ilgili olarak Gazimihal şunları ifade etmektedir: "Ud tipli ve tanbur tipli mızrap sazları Ortaçağın orta Asya uygarlığında ve ilk İslamiyet çağında Horasan'dan Anadolu'ya doğru tek asırdan çıkarak çeşitlenmişler demektir. Ülke uzlaşmaları onun haritasını Türkiye imparatorluğunun inginliği haline getirdi" Dede Korkut hikayelerinde kolcakopuz olarak bahsedilen çalgıdaki 'kolca sıfatının, uzunca kollu anlamında ve boyunun bağlama veya cura çapında olduğunu belirten Gazimihal, tambura tipli sazlarımızın atası kolcakopuz olduğu Ortaçağ ve Orta Asya hesabına da her şeyden anlaşılıyor tespitini yapmaktadır. Kopuz ve dolayısıyla bağlama geleneğinin Anadolu musiki tarihindeki eskiliği ve yaygınlığı konusunda Sadi Yaver Ataman da şunları söylemektedir:

"Türk soylu çalgılarının Oğuz boylarından Anadolu'ya yayılmasıyla başlayan aşağı yukarı bir yıllık geçmişi olduğu söylenir... Yüzyıllar boyunca halk topluluklarının şen ya da hazin duygularını ezgiler halinde ortaya koyan, halk ozanı ve Aşıklar, halk musikisi topluluklarında, efe ve yaren demeklerinde, düğünlerde gelişen çalgı kültürünün Asya'dan Anadolu'ya, Rumeli'ye hatta Avrupa'nın bazı bölgelerine kadar yayılan en soylu çalgılardan biri bağlamadır. Kopuzun tarihi, dolayısıyla eski saz ozanlığı Karahan ve Oğuzhan destan ve hikayelerinin ırlanması (belli bir ezgi ile anlatılması) gereğine bağlı kalmış, sonraları bir takım değişikliklere uğrayarak bu kuruluş aşıklık adım almıştır". Ozan sözcüğünün, Oğuzların halk şair musikişinaslarına verilen isim olduğunu belirten Fuat Köprülü bu konuda şunları ifade etmektedir:

"Ozanlar Oğuz cemiyeti arasında hususi bir zümre teşkil ederler, el ellerinde kopuzu ile eski Oğuz destanları, Dede Korkut hikayeleri söylerler, yeni hadiseler hakkında yeni yeni şiirler tanzim ederler (.....) 15. Asırdan sonra bu ozan kelimesi yerine Azeri ve Anadolu sahalarında Aşık, Türkmen sahasında da baksı kelimesi yer almıştır. (...) Türk dünyasında bahşı ile ozan ülke ülke aynı işi paylaşmış görünüyorlar. Fakat bahşı çoğu ayin adamı kaldığı halde, ozan gezgin ve ferdi sanatçı olmuştur. Aşığın yaşayış bakımından atasıdır". Kopuz, 13. yüzyılın ikinci yansı ile l4. yüzyılın başlarında yaşamış olan ünlü halk ozanı Yunus Emre'nin şiirlerinde de görülmektedir. Bu ünlü ozanımız, aşağıda verilen bir şiirinde, o dönemlerde kopuza duyulan sevgi ve bağlılığın yanısıra, kopuzun yapısından da bahsetmektedir:

Ey kobuz ile çeşte.
Aslın nedir bu işde?
Eydüraslımdır ağaç,
Koyun kirişi bir kaç ...


Ağaç, deri derildi,
Kiriş ile bir oldı,
Işk denüzine daldı,
Beane yok bu işde...


Yunus imdi Sübhanı
Vasfeylegil gönülde,
Ayru değül :ariften,
Bu kobuz ile şeşte.


Yukarıdaki dizelerden anlaşıldığı üzere, o tarihlerde Anadolu kopuzunun göğsü hala deriden ve telleri bağırsaktandır. Yunus gibi, şiirlerinde kopuza yer veren çok sayıdaki aşıklardan biri de Kaygusuz Abdal'dır. Aşağıdaki dörtlük, onun bir şiirindendir:

Otuz kopuz, kırk çeşte, elli ıklığı rebab,
Hub çalınsın odada iki telli saz ile


Bunca sözü söyledik bize bili kalır yok,
Kaygusuza nazar eyle bir güler yüz ile".


Kopuz ve kopuz türevi çalgılara divan şairleri de, şiirlerinde çokça yer vermektedir. Fuat Köprülü, bu konuda şu tespitleri yapmıştır:

Murad ll. Devri şairlerinden Germiyanlı Şeyhi, Hüsrev-ü şirin'inde, Hüsrev ile Şirin'in bir saz alemini tasvir ederken, Kopuzun öyle burarlar kulağın ki çatlaturdu ağlarken damağın beytiyle, XV. Asır başlarında onun bilinmekte olduğunu anlatıyor. Kopuzun XV. ve XVI. Asırlarda Osmanlı Memleketlerinin hemen her tarafında yayıldığını, şairlerin eserlerinden kolaylıkla anlıyoruz. Mesela, Fatih devrinde meşhur Deli Lütfi'nin Aşkın kopuzunu yine çalayınmı ne dersin? Alemlere avaze salayınmı ne dersin matla'ı pek meşhurdur... Şairlerimiz arasında kopuza en büyük meftunluk gösteren işret-Name sahibi Revani'dir. Daima olsa musahib nola dildare kopuz. Her ne telden ki çalarsa uyar ol yare kopuz matla'lı gazeliyle bu meftunluğunu gösteren Revani işret-Name'sinde; Kopuz gibi kani bir hub-avaz. Ki sazın cümlesinden ola mümtaz beyitiyle bu takdiri adeta iftirata vardırır". Kopuz ve kopuz türevi çalgılardan Evliya Çelebi de bahsetmektedir. Çelebi'nin yapıları hakkında çeşitli bilgiler de verdiğİ bu çalgılardan bir kaçı şunlardır: Çarta, Ravza, Şeştar, Şeşhane, Kopuz, çöğür, çeşde, karadüzen, yelteme, tanbure, barbut, ufalak. Kopuz terimi, gerek çalgı anlamıyla gerekse diğer anlamlarıyla Anadolu'nun çeşitli yörelerinde bu gün hala yaşamaktadır. Bunlardan bir kaç örnek vermeyi yararlı bulmaktayız.

Kopuz ve kubuz -genel olarak çalgı (Alucra, Uşak)
Kubur -İçel bölgesi köylerinde tek telli bir kopuz çeşididir, revaçtan düşmüş olmalıdır.
Kövür -Gaziantep ve yöresinde kullanılıp, 8 veya 10, yahut 12 telli sazdır.
Kobuz : köylüce el mızıkası (Karaçay-Tokat, 1933 derlemelerinden)
Saz, çalgı  : bir kısım halkça (Alucra, Giresun) saz manasında (Bolu)
Herkesçe bir nevi saz (Şibinkarahisar-Giresun)
Kubuz, bir çeşit saz (çalgı) (Konya, Isparta) .
Kopuz: Akordeonun küçüğü bir çeşit çalgı Kopuz :
1. Boğazı dar yer
2. Düz alanlarda görülmeyen oyunlar, çukurlar
3. Deniz kıyısındaki girinti, körfez.
Kütahya'da "gubuz-atmak" sözü mübalağa edenlere mecazi manada söylenir".
"1- Kağızıman havalisinde saza hala kopuz diyorlar Sivas, Tokat ve Yozgat taraflarında zuval değneğine, yani eski döğüş değneğine ucu topuzlu olduğu için kopuz diyorlar. Teşbihtir.

2. Yine oralarda çakmaklı ve kabza kısmı topuzlu tabancaya da teşbihtenkalma bir hatıra halinde kobuz deniliyor.Erzurum yolunda, Bayburttan üç saatlik mesafede (o ilçeye bağlı) Kopuz köyü, Urfa'nın Sürüç ilçesinde kopuz,Gümüşhane'nin Torul ilçesinde kopus, Diyarbakır'm Silvan ilçesinde kopusu adlı köyler, Bayazıt'ın Eleşkirt ilçesinde kopuz süfla ve kopuz ülya adlı iki ayrı köy vardır...

Şebinkarahisar yöresinin yüzük oyunu manilerinden olarak oyunun dokuzuncu seferinde şu sözlerle kopuz hala anılıyor;

Ormanda çoktur domuz
Oyunumuz oldu dokuz
Arkadaşlar çalın kopuz
Hey zalım nenni, nenni de nenni


...İstanbul'da iki telli bazen çiftetelli oyun adıyla anlamda eş olarak da kullanılmıştı (Herhalde oyunda çaldığı için) İstanbul'da Bakırköy'e bağlı bir kentin adı hala ikitelli köyüdür ...Tokat'ın Reşadiye kazasından bir köyde bir bağlama çeşidinin ora yerlisince adı kopuz olduğu, irice gövdesine nispetle sapının kısalığı merkezde duyulmuştu ". Eflani (Zonguldak) yöresinde rastladığım altı telli, gövdesi yayvan bir çalgının adı koyus'du.(SYA) Ethem Ruhi Üngör, 1978'de Ankara'da verdiği Türk Musikisinde Çalgılar adlı konferans metninde Anadolu sazlarını sıralarken kaybolan çalgılar içinde Tokat menşeili kılkopuzdan söz etmektedir. Kopuz sözcüğünün, Anadolu'da kullanımına Savaş Ekinci'nin Kültür Bakanlığınca yayımlanan kitabında da rastlanılmaktadır. Ramazan Güngör ve Üç telli Kopuzu" adını taşıyan bu kitapta, kopuz teriminin bağlama yerine kullanıldığı görülmektedir. Kopuzun bu tarzda söylenişini Ramazan Güngör'den duyduğunu belirten Ekici, kanımızca bu söylenişin doğruluğunu kontrol etmemiş, çalışmasına aktarmakla kalmayıp, kitabına da bu adı vermiştir. Altı yıl kadar Teke bölgesinde ve başta Ramazan Güngör olmak üzere, bu yörenin önemli sanatçıları üzerinde yaptığımız çalışmalarda, kopuz teriminin yörede bu şekilde kullanılmadığını, epey bir süre önce unutulmuş olduğunu tespit ettik. Savaş Ekinci'nin böyle bir yanlışa düşmesinin sebebi kanımızca, son zamanlarda Ramazan Güngör'ün araştırmacıların ilgi odaklarından biri olması ve kendi konumunu daha da orijinalleştirme isteğiyle kulaktan dolma öğrendiği kopuz sözcüğünü kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Zira, böyle bir alışkanlığı olan Ramazan Güngör'ün hiç bilmediği, bizden öğrendiği ve bu bölgede hiç rastlanılmayan şelpe terimini de kullanmaya başladığını görmekteyiz. Ramazan Güngörden başka, Teke bölgesinde kopuz ve şelpe terimlerini kullanan ikinci bir sanatçı yoktur. Araştırmalar 13. yüzyıldan sonra kopuz adının yavaş yavaş kullanılmamaya hatta giderek unutulmaya başladığını göstermektedir. 16. yüzyılın ikinci yarısına ait bir şiirde Nev'i adeta bu durumun başlangıcını ifade etmektedir.

Götürüp mihr-i felek bezm-i cihandan kopusu Başladı çalmağa şeştar yine halk-ı alem (MRG).

17. yüzyıldan itibaren kopuzun edebiyatımızda artık görülmediğini ifade etmesi bakımından aşağıdaki alıntıya yer verilmiştir. "XVII asırdan sonra edebiyatımızda kopuza ve kopuzculara pek tesadüf edemiyoruz... Lehçetü'l Lügat müellifi Es'ad Efendi de bu ifadeyi kuvvetlendirerek, kopuz'u ud ve berbat müteradifi olarak kaydediyor. Bu kayıtlardan kopuz'un XVIII. Asır esnasında da Garp Türkleri arasında hala tanındığını ve ma'mafih artık eski şöhretini muhafaza edemeyeceğini anlamaktayız" (MFK). Kopuz gibi, çağlan aşarak gelmiş köklü bir çalgının birdenbire tarih sahnesinden çekilmeye başlamasının nedenleri, genişçe bir araştırma gerektirmektedir. Ancak, eldeki varolan bilgiler, bu nedenlerin en önemlilerinden birinin kopuz hakkında başlayan bilgisizce karalama anlayışı olduğu yolundadır. O kadar ki, bu karalamalardan sonra, yakın zamanımıza kadar süregelen ve saz çalmanın günah olduğu fikrini doğuracak kadar ileriye giden, bir kötülüğün tohumlan atılmıştır. Gazimihal, bu konuda şu yorumu yapmaktadır: "Divanlarda kopuzun anılışı hiçe düştüğü, o arada yobaz kalemlerin sazı istihfaf örnekleri tek tük yazıya geçebilmiş göründüğü bir çağda, okur-yazar olmayanların cahilce kötüleme cereyanının kulaktan kulağa şehir halkı arasında daha yıkıcı bir rol oynayacağı pek tabii idi. Neticede, kopuzun hayatiyet ve hatta adı bilhassa Anadolu'da bu baskının açıkça sillesini yedi" Çalgı çalmanın, özellikle de saz çalıp türkü söylemenin günah olduğu inancı, azalmış olsa da, günümüzde de hala sürmektedir. Öyle ki, bu anlayış günlük dile ve atasözlerine de yansımıştır. Anadolu'da çoğu yerde en kötü meslek çalgıcılıktır, onu da öğren unut, kırkında saza başlayan, kıyamette çalar, ya da saz çalıp türkü söyleyen cennete giremez gibi deyim ve sözlere ne yazık ki bu gün bile rastlanılmaktadır. Hatta, kimi zaman halk sazları kendi yurdunda yasaklamalarla da karşı karşıya kalmıştır. Bu konuda Halil Bedii Yönetken'in derleme için gittiği Kütahya'da yaptığı tespit ilginçtir. Bu nedenle, çalışmamızda bu tespite yer verilmiştir: "1938'de Kütahya'ya vardığımız zaman bir müddetten beri şehir içinde bağlama ve davul-zurnanın yasak edilmiş olduğunu öğrendik, halkın sazını menetmek, dilini konuşmasını menetmekten farksızdı, derhal o gün bizimle beraber trenden inmiş olan yeni valiyi ziyaret ederek bu memnuiyetin kaldırılmasını rica ettik, ricamız yerine getirildi bütün halk bundan son derece memnun oldu, düğün bayram ettiler ve bu bizim işimizi kolaylaştırdı."

Bu örnekte olduğu gibi, yerel yöneticilerin halk sazlarını yasak etmelerine Anadolu'da defalarca rastlanılmıştır. Bu nedenle, klarnetin Anadolu'da bir çok yere zurnanın yasak edilmesi üzerine girdiği görüşü vardır. Kültüre yüzyıllar boyu darbe vurmuş olan bu anlayışın oluşmasının ardından kopuz, şüphesiz Gazimihal'inde belirttiği gibi Anadolu'da da sille yemiş ve belki de saz veya bağlama terimleri bu yüzden tercih edilmiştir. Ancak, çalgı ve yöre adı olarak kullanılmasının yanında, günlük dilde çeşitli anlamlarına da rastlanılan kopuz terimi, Anadolu'da günümüze kadar hep varolmuş ve yaşamıştır.


 Tanımı  [değiştir]Ülkemizde kullanımı en yaygın olan telli bir Türk Halk Çalgısıdır. Yörelere ve ebatlarına göre bu çalgıya, Bağlama, Divan sazı, Bozuk, Çöğür, Kopuz Irızva, Cura, Tambura vb. adlar verilmektedir. Bağlama ailesinin en küçük ve en ince ses veren çalgısı Curadır. Curadan biraz daha büyük ve curaya göre bir oktav kalından ses veren çalgı ise Tamburadır. Bağlama ailesinin en kalın ses veren çalgısı ise Divan Sazı'dır. Tamburaya göre bir oktav kalından ses verir. Bağlama; Tekne, Göğüs ve Sap olmak üzere üç ana kısımdan oluşmaktadır. Tekne kısmı genelde dut ağacından yapılmaktadır. Ancak dut ağacının dışında ardıç, kestane, ceviz, gürgen gibi ağaçlardan da yapılmaktadır. Göğüs kısmı ladin ağacından, sap kısmı ise gürgen, ak gürgen veya ardıç ağacından yapılmaktadır. Sap kısmının tekneden uzak kısmı üzerinde tellerin bağlandığı Burgu adı verilen parçalar vardır. Bağlamanın akordu bu burgular kullanılarak yapılmaktadır. Sap kısmı üzerinde misina ile bağlanmış perdeler bulunmaktadır. Bağlama Mızrap veya Tezene adı verilen kiraz ağacı kabuğu veya plastikten yapılan araçla çalındığı gibi bazı yörelerimizde parmakla da çalınmaktadır. Bu çalım tekniğine Şelpe adı verilmektedir. Bağlama üzerinde ikişerli veya üçerli gruplar halinde üç grup tel bulunmaktadır. Bu tel grupları değişik biçimlerde akort edilebilmektedir. Örneğin bağlama düzeni adı verilen akort biçiminde alt gruptaki teller yazılış itibariyle La, orta gruptaki teller Re, üst gruptaki teller ise Mi seslerini vermektedir. Bu akort biçimi dışında Kara Düzeni (Bozuk Düzeni), Misket Düzeni, Müstezat, Abdal Düzeni, Rast Düzeni vb.


Bağlamabeyinsiz

 Bağlama ailesi  [değiştir]Ana madde: Bağlama ailesi
Bağlama, kullanım amaçlarına göre farklı tür ve boylarda çalınmaktadır. Günümüzde genellikle aşağıdaki türlerle tanınır.

CURA:66cm uzunluğunda bağlama ailesinin en küçük bağlamasıdır.
KISA SAP BAĞLAMA:uzun saptan esinlenerek yapılmıştır.uzun sapın re-sol-do perdelerinin isabet ettiği yerden kesilerek oluşan bağlama çeşididirUzun sap bağlamadan ayırt edici bir başka özelliği ise kısa sapta fazla perde bulunmayıp fazla kalın seslere inememektir.Günümüzde en yaygın bağlama çaşididir.
UZUN SAP BAĞLAMA:Bağlama ailesinde en gözde bağlamadır.Boyu 1.20cm civarlarındadır.TRT kanallarında en fazla gördüğünüz bağlama çeşididir.
DİVAN BAĞLAMA:Halk ozanlarımızın, aşıklarımızın atışmalarında çok sıklıkla kullandıkları bağlama çeşididir ve bağlama ailesindeki en büyük bağlamadır.

 Elektro bağlama  [değiştir]1960´larin sonuna dogru, bağlamanın sesini müzik yapilan mekânlarda daha çok duyurmak ve rock müziğinde de kullanabilmek için elektro bağlama Erkin Koray tarafından icat edildi. Elektro bağlamalar, bağlama nın yapısal özellikleri korunarak, içine yerleştirilen elektro gitar manyetikleriyle üretildi.


 BAĞLAMADA BOYUTLAR VE SES TONLARI  [değiştir]Meydan Sazı
110 Frekanslı LA sesine akort edilir.

Tekne boyu 52,5 cm Tekne eni ve derinliği 31,5 cm Sap boyu 70 cm Tel boyu 112 cm

Bağlama
220 Frekanslı LA sesine akort edilir.

Tekne boyu 41,5 cm Tekne eni ve derinliği 24,9 cm Sap boyu 55 cm Tel boyu 88 cm

Bağlama curası
440 Frekanslı LA sesine akort edilir.

Tekne boyu 26,5 cm Tekne eni ve derinliği 15 cm Sap boyu 36 cm Tel boyu 58 cm 2-Divan Sazı 146 Frekanslı RE sesine akort edilir.

Tekne boyu 49 cm Tekne eni ve derinliği 29,4 cm Sap boyu 65 cm Tel boyu 1 04 cm

Tanbura
293 Frekanslı RE sesine akort edilir.

Tekne boyu 38 cm Tekne eni ve derinliği 22,8 cm Sap boyu 50 cm Tel boyu 80 cm

Tanbura Curası
586 Frekanslı RE sesine akort edilir.

Tekne boyu 22,5 cm Tekne eni ve derinliği 13,5 cm Sap boyu 30 cm Tel boyu 48 cm


 Bağlamada Düzenler  [değiştir]Halk müziğinde çoğunlukla karşılaştığımız düzenler: (Parantez içindekiler, üst, orta ve alt tellerin çekilmesi gereken seslerdir.)

Bağlama düzeni (La, Sol, Re)
Bozuk düzen, kara düzen (Sol, Re, La)
Misket düzeni (Fa#, Re, La)
Fa müstezat düzeni (Fa, Re, La)
Abdal düzeni (La, La, Sol)
Zurna düzeni (Re, Re, La)
Do müstezat düzeni (Sol, Do, La)
Türklerin en yaygın sazı olan bağlama, Anadolu'nun çeşitli yörelerinde, çok değişik akortlarla yani düzenlerle çalınmaktadır. Zaten bağlama ailesinde düzen sözcüğü, tellerin akort edilmesi anlamında kullanılmaktadır. Çok bilinen ve yaygın olan kara düzenin (bozuk düzen) yanı sıra son yıllarda yaygınlaşan bağlama düzeni en çok bilinen ve kullanılan iki düzendir. Bunların dışında, çeşitli yörelerde, çeşitli adlandırmalarla pek çok düzen vardır. Bugüne kadar tespit edilen başlıca on dokuz düzen aşağıda belirtilmiştir. Tablodan görüleceği gibi, bağlamadaki üç grup (alt-orta-üst) telin değişik seslere çekilmesi ile kullanılmaktadır. Çok bilinen ve yaygın olan kara düzenin (bozuk düzen) yanı sıra son yıllarda yaygınlaşan bağlama düzeni en çok bilinen ve kullanılan iki düzendir. Bunların dışında, çeşitli yörelerde, çeşitli adlandırmalarla pek çok düzen vardır. Bugüne kadar tespit edilen başlıca on dokuz düzen aşağıda belirtilmiştir. Tablodan görüleceği gibi, bağlamadaki üç grup (alt-orta-üst) telin değişik seslere çekilmesi ile değişik düzenler ortaya çıkmaktadır. On dokuz düzenin hepsinde alt teller La sesi kabul edilip, diğer teller buna göre belirlenmektedir.


Düzenlerin Adı Seslerinin Adı ve Yeri 
ABDAL DÜZENİ LA LA SOL 
ACEMAŞİRAN DÜZENİ LA LA FA 
BAĞLAMA DÜZENİ LA RE Mİ 
BOZUK(KARA) DÜZEN LA RE SOL 
ÇARGAH DÜZENİ LA RE SOL 
EVİÇ DÜZENİ LA Sİ SOL 
HÜSEYNİ DÜZENİ LA LA Mİ 
HÜZZAM DÜZENİ LA LA FA# 
KAYSERİ DÜZENİ LA Mİ LA 
KÜTAHYA DÜZENİ LA RE RE 
MİSKET DÜZENİ LA RE FA# 
MÜSTEZAT DÜZENİ LA RE FA 
RAST DÜZENİ LA DO SOL 
SABAHİ DÜZENİ LA DO LA 
SEGAH DÜZENİ LA RE Sİ 
ŞUR DÜZENİ LA Mİ Sİ 
ÜMMİ DÜZENİ LA LA RE 
YEKSANİ DÜZENİ LA RE LA 
ZİRGÜLE DÜZENİ LA FA SOL 

Bağlama düzenleri konusunda farklı saptamalar ve görüşler vardır, bunlara aşağıda yer verilmiştir.

Cafer AÇIN'ın Saptamaları :

 


 
Düzenlerin Adı Seslerinin Adı ve Yeri 
ABDAL DÜZENİ LA LA SOL 
ACEMAŞİRAN DÜZENİ LA LA FA 
BAĞLAMA DÜZENİ LA RE Mİ 
BOZUK(KARA) DÜZEN LA RE SOL 
ÇARGAH DÜZENİ LA RE Sİ 
EVİÇ DÜZENİ LA Sİ SOL 
HÜSEYNİ DÜZENİ LA LA Mİ 
HÜZZAM DÜZENİ LA LA FA# 
KAYSERİ DÜZENİ LA Mİ LA 
KÜTAHYA DÜZENİ LA RE RE 
MİSKET DÜZENİ LA RE FA# 
MÜSTEZAT DÜZENİ LA RE FA 
RAST DÜZENİ LA DO SOL 
SABAHİ DÜZENİ LA DO LA 
SEGAH DÜZENİ LA RE Sİ 
ŞUR DÜZENİ LA Mİ Sİ 
ÜMMİ DÜZENİ LA LA RE 
YEKSANİ DÜZENİ LA RE LA 
ZİRGÜLE DÜZENİ LA FA SOL 


 Notaların Portedeki Yeri  [değiştir]Porte üzerindeki 1’inci çizgi (Mİ) 2’nci çizgi (SOL) 3’üncü çizgi (Sİ) 4’üncü çizgi (RE) 5’inci çizgi (FA) dır. Çizginin ara boşlukları 1’inci aralık (FA) 2’nci aralık (LA) 3’üncü aralık (DO) 4’üncü aralık (Mİ) dir.

türküler ve bağlama kaynak sitesi

 
< Önceki   Sonraki >